Marmara Denizi’nin güney kıyısında, İstanbul’a sadece birkaç saat mesafede yer alan Kapıdağ Yarımadası, doğal güzellikleri ve tarihi mirasıyla keşfedilmeyi bekleyen bir cennet. Özellikle yaz mevsiminde hem deniz tatili yapmak hem de sakin doğanın tadını çıkarmak isteyenler için ideal bir rota sunuyor. Peki Kapıdağ Yarımadası’nda gezilecek yerler nereler? Bu kapsamlı gezi rehberinde, yarımadanın en güzel köşelerini adım adım ele alacağız. Antik kent kalıntılarından bakir koylara, şelalelerden eşsiz manzaralı tepelerine kadar Kapıdağ’da görülmeye değer tüm noktaları ve ipuçlarını bulacaksınız. Yaz sezonunda kalabalıktan kaçınma tüyoları, kişisel deneyimlerden doğan öneriler ile Kapıdağ seyahatiniz için mükemmel bir plan yapabileceksiniz. Hazırsanız, İstanbul’un yanı başındaki bu saklı hazinenin kapılarını birlikte aralayalım!
1. Erdek Merkez

Balıkesir’in Erdek ilçesi, Kapıdağ Yarımadası’nın girişinde yer alan ve bölgenin ana merkezi sayılan şirin bir sahil kasabasıdır. 1960’lardan 1980’lere kadar Erdek, İstanbul sosyetesinin ve ünlü simaların gözde tatil beldesiydi; ancak Bodrum ve Çeşme popülerlik kazanınca eski parlak günlerini geride bırakmıştır. Bugün Erdek, nostaljik atmosferini korurken daha ekonomik ve sakin bir tatil seçeneği sunuyor. Yine de Kapıdağ bölgesindeki en gelişmiş altyapıya sahip yer burası: bankalar, alışveriş yerleri, sağlık merkezleri, konaklama ve yeme-içme seçenekleri konusunda Erdek’te aradığınız çoğu şeyi bulabilirsiniz.
Erdek’te uzun bir sahil şeridi boyunca uzanan yürüyüş yolu ve kumsal bulunur. Gün içinde çay bahçelerinde oturup karşıdaki adalar manzarasına karşı çayınızı yudumlayabilir, akşamları sahil boyu dizilen balık restoranlarında taze deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz. Sahil bandında dondurmacılar, hediyelik eşya tezgâhları ve gece kurulan küçük pazarlar özellikle yaz akşamlarında canlı bir atmosfer yaratır. Erdek’in merkezinde ayrıca küçük bir Açıkhava Müzesi de yer alıyor. Burada yakınlardaki antik Kyzikos kentinden çıkarılan lahit, sütun tamburları ve benzeri arkeolojik eserler sergileniyor. Dürüst olmak gerekirse müze oldukça mütevazı; yerde sergilenen birkaç tarihi taş dışında etkileyici bir eser bulunmadığı için vaktinizi çok ayırmanıza gerek yok. Yine de tarih meraklıları için kısa bir durak olabilir.
Erdek’ten yarımadayı gezmeye başlamadan önce ihtiyaçlarınızı buradan temin etmeniz de akıllıca olacaktır. İlçe merkezinde büyük marketler, eczaneler ve akaryakıt istasyonları mevcut.
Not: Erdek yaz aylarında özellikle hafta sonları çevre illerden gelen günübirlikçilerle dolup taşabilir. Eğer kalıp dinlenmeyi planlıyorsanız, Pazar günleri trafik ve kalabalığın arttığını unutmayın. Bu nedenle mümkünse hafta içi günleri veya hafta sonu sabah erken saatleri gezmek için tercih edin. Böylece Erdek’in huzurlu atmosferini ve sahillerini daha sakin bir şekilde deneyimleyebilirsiniz.
2. Zeytinli Ada

Erdek limanının hemen karşısında, kıyıdan sadece 200-250 metre mesafede küçücük bir ada yükselir: Zeytinli Ada (antik adıyla Kera Panagia). Adını üzerindeki asırlık zeytin ağaçlarından alan bu ada, taşıdığı kalıntılar nedeniyle adeta bir açık hava müzesini andırıyor. Yapılan arkeolojik araştırmalara göre ada üzerinde Erken Bizans dönemine tarihlenen önemli yapılar mevcut. Sadece 8 dönümlük bu kara parçasının derinliklerinde yaklaşık 2300 yıllık bir geçmiş yatıyor. Bugün adada görebileceğiniz kalıntılar arasında bir vaftizhane, bir manastır, iki hamam ve dört ayrı kilise yapısı bulunuyor. Özellikle Meryem Ana Kilisesi’nin kalıntıları ve etrafındaki yapı izleri, adanın bir zamanlar dinî bir merkez olduğuna işaret ediyor. Kiliselerin M.S. 5. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin ediliyor ve bu da Zeytinli Ada’yı Hristiyanlık tarihimiz açısından da değerli kılıyor.
Ne yazık ki Zeytinli Ada şu anda ziyaretçiye kapalı durumda. Devam eden arkeolojik kazılar ve adanın SİT alanı ilan edilmesi nedeniyle, koruma amaçlı olarak adaya ayak basmak yasak. Bu yüzden adayı en iyi, Erdek sahilindeki çay bahçelerinden veya liman bölgesinden izleyebilirsiniz. Güneşli bir günde deniz kenarında oturup çayınızı kahvenizi içerken Zeytinli Ada’nın manzarasını seyretmek oldukça keyifli olacaktır. Küçük bir olta ile şansınızı denemek isterseniz, ada çevresi yerel balıkçıların da favori noktalarından biridir. İleride kazı çalışmaları tamamlanıp adanın turizme açılması planlanıyor; belki de yakın gelecekte bu tarihi adaya tekneyle geçip kalıntılar arasında gezme şansımız olacak. Şimdilik uzaktan da olsa Zeytinli Ada’yı görmeden Erdek’ten ayrılmayın deriz.
3. Kyzikos Antik Kenti (Belkıs Harabeleri)

Erdek’ten Kapıdağ Yarımadası’na doğru yol alırken karşınıza ilk çıkacak tarihi durak Kyzikos Antik Kenti olacaktır. İlçe merkezine yaklaşık 8 km mesafede, Düzler mevkii civarında bulunan bu antik kent kalıntıları, Kapıdağ’ın anakaraya bağlandığı kıstağın hemen kuzeyinde yer alıyor. Kyzikos, antik çağda bölgenin en görkemli ve zengin şehirlerinden biriydi. Tarihi M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzanan kent, stratejik konumu sayesinde yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret merkezi olmuş. Öyle ki, burada inşa edilen devasa Hadrian Tapınağı bir dönem “Dünyanın 8. Harikası” olarak anılacak kadar ünlüymüş. Kentin üç adet limanı bulunması, onu antik dünyada ender rastlanan bir denizcilik merkezi haline getirmiş.
Ancak Kyzikos’un kaderi depremlerle ve coğrafi değişimlerle terse dönmüş. Tarih boyunca üç büyük deprem kenti vurmuş; özellikle M.S. 6. yüzyıl ortalarında yaşanan şiddetli deprem sonrasında kent halkının büyük kısmı bölgeyi terk etmek zorunda kalmış. Ayrıca Kyzikos’u kara parçasına bağlayan kıstak civarında oluşan bataklıklar, sıtma hastalığını yaymış ve kent iyice önemini yitirerek sonunda tamamen unutulmuş. Efes kadar görkemli olduğu söylenen bu şehir, yüzyıllar boyunca toprak altında kaldıktan sonra günümüzde yapılan kazılarla yavaş yavaş gün ışığına çıkarılıyor. Arkeologlar şimdiye dek antik kent sınırları içinde dev Hadrian Tapınağı’na ait sütunları, bir amfitiyatroyu, tiyatroyu, agorayı, sur duvarlarını ve nekropol alanlarını tespit ettiler. Ortaya çıkan bulguların bir kısmı Bandırma Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
Kyzikos Antik Kenti’ne günümüzde Belkıs veya Düzler harabeleri de deniyor. Açıkçası, antik kent alanında ziyaret edilebilecek çok belirgin yapılar yok; kalıntıların çoğu temel düzeyinde veya yere dağılmış durumda. En etkileyici kalıntı, Hadrian Tapınağı’nın birkaç metre yüksekliğindeki dev sütun tamburları ve kemer parçaları. Yine de tarihe meraklıysanız, orada bulunmak ve 2000 yıl önceki medeniyetin izlerini sürmek heyecan verici olabilir. Kyzikos, Kapıdağ Yarımadası’nın zengin tarihine tanıklık eden en önemli duraklardan biri. Üstelik Erdek-Bandırma yolu üzerinde kolayca ulaşılabildiği için kısa bir mola verip gezmenizi öneririz. Antik kent alanı açık arazide olduğu için yazın öğle sıcağında bunaltıcı olabilir; sabah erken veya akşam üzeri saatlerini tercih etmek ve yanınıza su, şapka almak iyi olacaktır.
4. Kirazlı Manastırı

Kapıdağ Yarımadası’nın en gizemli ve etkileyici tarihi yapılarından biri de Kirazlı Manastırı. Yarımadanın iç kesimlerinde, Yukarıyapıcı Köyü yakınlarındaki ormanlık alanda saklanmış bu eski manastır kalıntıları, hem tarih meraklılarını hem de doğa gezginlerini cezbedecek cinsten. Kirazlı Manastırı, 19. yüzyılın sonlarında (yaklaşık 1895 yılında) bölgede yaşayan Rum Ortodoks cemaati tarafından inşa edilmiş. Rivayete göre, bir zamanlar burada antik bir tapınak bulunurmuş ve manastır o kutsal mekanın üzerine kurulmuş. Yapı iki katlı ve bodrumlu bir kompleksten oluşuyormuş; toplamda yaklaşık 100 odalı geniş bir manastır olduğu söyleniyor. Bölgedeki Rum halk, 1922 yılına kadar bu manastırı aktif olarak kullanmış ancak mübadele ile bölgeden ayrılınca manastır da terk edilmiş. O günden sonra da doğa ananın insafına kalmış.
Aradan geçen yüzyıla yakın sürede Kirazlı Manastırı adeta bir “Kuzey’in Angkor Wat’ı” misali doğa tarafından geri kazanılmış. Bugün manastırdan geriye sadece kalın taş duvarlar ve kemerler kalmış olsa da bu kalıntılar arasında gezinirken mistik bir atmosfer hissediliyor. Ağaç kökleri ve sarmaşıklar duvarların arasından içeri uzanmış, dev ağaçlar manastırın pencerelerinden gökyüzüne doğru yükseliyor. Bir zamanlar duaların yankılandığı salonları şimdi kuş sesleri dolduruyor. Ayakta kalan tek tük duvar parçalarına baktığınızda bile yapının heybetini ve zarafetini hayal edebiliyorsunuz. Özellikle sabah erken saatlerde veya sisli havalarda burası fotoğraf tutkunları için büyüleyici bir manzara sunuyor.
Kirazlı Manastırı’na ulaşım biraz maceralı olabiliyor. Ana yoldan sapıp orman içi patikalara girmek gerekiyor ve yol üzerinde tabelalar oldukça kısıtlı. Yerel halktan yön tarifi almak veya yanınızda bölgeyi bilen bir rehberle gitmek işinizi kolaylaştıracaktır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da cep telefonlarının burada çoğunlukla çekmediği – yani kaybolma riskine karşı hazırlıklı olun. Manastıra en yakın yerleşim Yukarıyapıcı Köyü; buradan sonrası yürüyüş gerektirebilir. Keşif ruhu olan gezginler için Kirazlı Manastırı, Kapıdağ Yarımadası’nda mutlaka görülmesi gereken, tarih ve doğanın iç içe geçtiği eşsiz bir nokta. Sessizce oturup etrafı dinlediğinizde, rüzgarın uğultusuna karışan geçmişin fısıltılarını duyduğunuzu düşünebilirsiniz.
5. Seyitgazi Tepesi

Eğer yarımadayı tepeden kuş bakışı görmek ve muhteşem gün batımı manzaralarına tanık olmak isterseniz Seyitgazi Tepesi’ne çıkmalısınız. Erdek’in güneydoğu ucunda, Kurbağalı sahilinin devamında yükselen bu konik tepe, bölgenin en güzel seyir teraslarından biri olarak biliniyor. Halk arasında Dilek Tepesi olarak da anılan Seyitgazi Tepesi, hem doğa yürüyüşü yapmak isteyenler hem de fotoğraf meraklıları için harika bir durak. Tepede, adını aldığı Seyit Gazi Türbesi bulunuyor. Bu türbede yatan zatın tam kimliği kesin olarak bilinmese de Battal Gazi’nin askerlerinden biri olduğuna veya kutsal bir kişi olduğuna inanılıyor. Yöre halkı yıllardır buraya gelip dualar ediyor, dilek tutuyor; böylece zamanla “dilek tepesi” ismini almış.
Seyitgazi Tepesi’ne ulaşım oldukça kolay. Aracınızla tepenin eteklerine kadar gidebiliyorsunuz; kalan kısa mesafeyi dilerseniz yürüyerek tırmanabilirsiniz. Yolu stabilize olsa da normal bir araçla dikkatli çıkmak mümkün, ancak çok düşük tabanlı bir aracınız varsa son kısımda park edip yürümek daha iyi olabilir. Patika boyunca zeytin ağaçları ve makiler arasından yükselirken, her adımda manzara daha da genişliyor. Zirveye ulaştığınızda ise karşınızda uçsuz bucaksız bir panoramik görüntü belirecek: Bir yanda Erdek kasabası ve sahil şeridi, açık denizde Marmara Adaları silueti, diğer yanda Bandırma Körfezi ve Kapıdağ ormanları… Gün batımında güneşin Marmara Denizi üzerine bıraktığı kızıl parıltılar seyrine doyumsuz manzaralar oluşturuyor. Fotoğraf makinenizi veya drone’unuzu hazırlamayı unutmayın!
Tepede küçük bir ziyaretgah niteliğinde türbe yapısı mevcut. Dilerseniz türbeyi de ziyaret edebilir, yerel inanışlara göre Seyit Gazi Hazretleri’ne saygınızı sunabilirsiniz. Türbenin yanında birkaç bank ve oturma alanı bulunuyor; burada biraz soluklanıp piknik yapmak da mümkün. Özellikle akşamüstü serinliğinde burada oturup esen rüzgar eşliğinde manzaranın tadını çıkarmak çok keyifli olacaktır. Unutmayın, yüksek bir noktada olduğunuz için rüzgar zaman zaman kuvvetlenebilir, yanınıza hafif bir ceket almakta fayda var. Seyitgazi Tepesi, Kapıdağ turunuzda sizi hem manevi hem görsel açıdan doyuracak bir durak olacak.
6. Ocaklar Köyü ve Plajı

Kapıdağ Yarımadası denince birçok kişinin aklına ilk olarak Ocaklar Köyü gelir. Erdek’in yaklaşık 5 km kuzeyinde, yarımadanın batı sahilinde yer alan Ocaklar, upuzun kumsalı ve tertemiz deniziyle ünlenmiş bir tatil beldesidir. Burası eskiden ayrı bir belediye iken günümüzde Erdek’e bağlı bir mahalle statüsünde. Ocaklar’ın en cezbedici yanı, yaklaşık 3 kilometre uzunluğundaki geniş kumsalıdır. Altın sarısı ince kumlarla kaplı bu sahil, Marmara Bölgesi’nde nadir bulunan güzellikte ve temizlikte plajlardan biridir. Denizi sığ olduğu için yüzme bilmeyenler ve çocuklu aileler bile burada güvenle denize girebilir; su aniden derinleşmez ve genellikle sakindir. Üstelik bölgeye sanayi atığı karışmaması ve düzenli temizlik yapılması sayesinde suyu oldukça temiz ve berraktır.
Ocaklar Köyü, tam anlamıyla bir yazlık tatil beldesi atmosferine sahip. Sahil boyunca pansiyonlar, apart oteller, kamp alanları ve birkaç tane de butik otel sıralanıyor. Konaklama açısından Erdek merkez kadar çeşit bulamasanız da denize sıfır, uygun fiyatlı aile işletmeleri bolca mevcut. Gündüzleri plajda deniz ve güneş keyfi sürüp akşamları dalga sesleri eşliğinde sahilde yürüyüş yapabileceğiniz huzurlu bir ortam sunuyor. Köyün içinde ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz marketler, fırın, eczane gibi yerler bulunuyor. Ayrıca yaz sezonunda açılan restoranlar, balıkçılar ve kafeler de tatilcilere hizmet veriyor. Özellikle taze tutulmuş balıkların sunulduğu salaş lokantalarda gün batımına karşı akşam yemeği yemek çok keyifli olabilir.
Ocaklar aynı zamanda Kapıdağ’daki diğer köylere ve koylara erişim için merkezi bir konumda. Erdek ile Turanlar/Narlı arasında tam ortada kaldığı için, burada konaklayıp çevre gezileri yapmak oldukça pratik. Örneğin gündüz yakınlardaki Turanlar veya Manastır Koyu’na denize girmeye gidip, akşam yemeğinde 15 dakikada Erdek merkeze dönmek mümkün. Tekne turu sevenler için de iyi haber: Yaz aylarında Ocaklar sahilinden kalkan günübirlik tekne turları düzenleniyor. Bu turlar genellikle yarımadanın araba yolu olmayan bakir koylarına (örneğin Ayıbalığı Koyu, Mavi Koy gibi) uğrayıp yüzme molaları veriyor. Eğer vaktiniz varsa bu tekne turlarına katılarak Kapıdağ’ın ulaşılması zor koylarını da görme fırsatı bulabilirsiniz. Sonuç olarak, Ocaklar Plajı hem sakin bir deniz tatili arayanların hem de Kapıdağ’ı keşfetmek isteyenlerin memnun kalacağı bir durak. Hafta içi günlerde plajın oldukça tenha olduğunu, hafta sonu ve bayram gibi dönemlerde ise daha kalabalıklaştığını not düşelim. Erken saatlerde gitmek en iyisi!
7. Narlı Köyü ve Balyos Feneri

Ocaklar’dan batı yönüne doğru devam edip yarımadanın kuzeybatı köşesine yaklaştığınızda Narlı Köyü sizi karşılar. Marmara Adaları’na bakan konumuyla tanınan Narlı, küçük ve sakin bir sahil köyüdür. Eski adı Rutya olan bu köy, 1924 mübadelesine kadar Rum nüfusun yaşadığı bir yerleşimmiş. Günümüzde ise huzurlu ortamı ve güzel manzaralarıyla ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri haline gelmiş durumda. Köyün sahiline indiğinizde karşıda denizin ortasında Paşalimanı Adası’nın yeşil siluetini görürsünüz. Gün batımında adanın arkasından alçalan güneş, Narlı sahilini kızıl ve turuncu renklere boyayarak harika fotoğraflar sunar.
Narlı’da turistik bir tesis pek yok, daha çok mütevazı bir yerleşim. Sahil kenarında birkaç çay bahçesi, basit restoran ve market bulunuyor. Köyde yürürken eski taş ev kalıntıları ve Rumlardan kalma birkaç yapı detayına rastlayabilirsiniz, ancak genel olarak mimarisi sade. Narlı’nın denizi çoğunlukla taşlık ve iskelesi ufak, bu yüzden denize girmek için değil de manzara ve mola için daha uygun bir yer. Aslında Narlı’nın en büyük önemi, bir ulaşım noktası olması: Yaz sezonunda Narlı İskelesi’nden Avşa Adası’na deniz taksileri ve küçük tekneler sefer yapmaya başlıyor. Yaklaşık 20 dakikada Avşa’ya ulaştıran bu tekneler sayesinde Kapıdağ’da tatil yaparken Marmara’nın popüler adalarına da hızlıca geçiş yapabilirsiniz. Eğer planlarınızı geniş tutuyorsanız, Narlı üzerinden bir günlüğüne Avşa Adası’na gidip gelmek ilginç bir deneyim olabilir.
Narlı Köyü’nden arabayla sadece 5 dakika mesafede, İlhanköy kıyısında Kapıdağ Yarımadası’nın deniz feneri sizi bekliyor: Balyos Feneri. İlk kez 1861 yılında Fransızlar tarafından yapılan bu tarihi deniz feneri, Marmara’nın kuzeybatı ucunda gemilere rehberlik ediyor. Fenerin beyaz kulesi yaklaşık 12 metre yüksekliğinde ve her 10 saniyede iki defa çakan bir ışık yayıyor. Yılların getirdiği yıpranmışlıkla binası harap halde olsa da fener halen çalışmaya devam ediyor. Balyos Feneri’ne giden yol sizi hafif yüksekçe bir noktaya çıkarıyor; buradan bir yanda Marmara Adası ve Avşa’yı ufukta görürken diğer yanda Kapıdağ’ın kıyılarını izleyebilirsiniz. Özellikle fotoğraf meraklıları için fener siluetiyle gün batımı kareleri kaçırılmaması gereken bir manzara. Fenerin etrafında pek bir tesis yok, tamamen doğal halde. Aracınızı uygun bir yere park edip kısa bir patikadan yürüyerek fenerin yanına ulaşabilirsiniz.
Bu bölge aynı zamanda yabani çiçeklerin ve kuşların bol olduğu bir köşe. İlkbaharda gelirseniz yol kenarları gelincikler, papatyalar ve çeşit çeşit kır çiçekleriyle renkleniyor. Sessizliği sadece dalga ve rüzgar sesi bozuyor; kalabalıktan uzak, huzurlu bir ortam. Balyos Feneri’nden dönerken yol üzerinde denk geleceğiniz küçük bakir koylar da var. Hatta biz gittiğimizde İlhanköy yolunda “Fotojenik Koy” diye kendi adımızı taktığımız bir nokta keşfetmiştik: Çiçekler ile kaplı yeşil yamaçların denizle buluştuğu, tam karşıdan fenerin göründüğü küçücük bir koy. Etrafta tesis ya da ev yok, tamamen doğa içinde. Bu tür keşifleri sevenlerdenseniz, Narlı civarında haritaya bakıp toprak yollara saparak kendi gizli koyunuzu bulabilirsiniz. Not: Bu toprak yollara girerken dikkatli olun, zira bazıları oldukça bozuk olabiliyor ve aracı zorlayabiliyor. Yürüyerek keşfetmek bazen daha güvenli ve keyifli.
8. Paflima Koyu (Büyükova Plajı)

Kapıdağ Yarımadası’nın belki de en güzel plajlarından biri, eski adıyla Paflima Koyu olarak bilinen Büyükova Koyu’dur. Burası yarımadanın kuzey kıyısında, İlhanköy ile Doğanlar köyleri arasında kalan geniş bir doğal plajdır. Şehir hayatının stresinden kaçıp doğayla baş başa kalmak isteyenlerin gözdesi haline gelen Paflima, tertemiz turkuaz denizi ve altın sarısı incecik kumları ile ziyaretçilerini büyülüyor. Koyun sahili oldukça geniş ve uzun; kalabalık günlerde bile biraz yürüyerek sakin bir köşe bulmanız mümkün. Marmara Denizi’nin bu noktası açık denize baktığı için suyu Ege kıyılarını aratmayacak kadar berrak oluyor. Yaz günlerinde burada denize girip serinlemek, ardından kumlara uzanıp güneşlenmek tam anlamıyla dinlendirici bir deneyim.
Büyükova Plajı’nın bir diğer artısı, temel ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz ufak da olsa bir işletmenin bulunması. Koyda yaz sezonunda hizmet veren mütevazı bir tesis var; burada atıştırmalık bir şeyler bulabilir, soğuk içecek alabilirsiniz. İsterseniz şezlong ve şemsiye de kiralama imkanı oluyor, böylece tüm gününüzü rahatça geçirebilirsiniz. Ancak yine de hazırlıklı gelmekte fayda var: Kendi şemsiyenizi, sandalyenizi getirirseniz ve piknik tarzı yiyecek/içecek stoğu yaparsanız daha bağımsız bir gün geçirebilirsiniz. Koy çevresinde market olmadığı için suyunuzu ve diğer ihtiyaçlarınızı yola çıkmadan temin edin.
Paflima Koyu doğallığını büyük ölçüde koruyor, bu yüzden bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Öncelikle denizi açık deniz olduğundan, rüzgarlı havalarda dalga olabiliyor. Özellikle poyraz çıktığında kıyı dalgaları ve akıntı biraz kuvvetlenebiliyor; bu durumlarda çok açılmamak ve çocuklara göz kulak olmak önemli. Öte yandan koyun popülerliği son yıllarda arttığı için, maalesef zaman zaman bilinçsiz ziyaretçilerden kalan çöpler göze çarpabiliyor. Bölgeyi temiz tutmak adına, lütfen siz de kendi çöplerinizi geri götürmeyi ihmal etmeyin. Doğaya saygı gösterirsek bu güzelliği hep birlikte koruyabiliriz.
Paflima’ya ulaşım hususunda şunu belirtelim: Koya inen yol stabilize ve biraz engebeli olabilir. Özel aracınızla gelirken dikkatli sürün, alçak araçlarla temkinli olun. Bazı ziyaretçiler aracını tepede uygun bir yere bırakıp kısa bir yürüyüşle aşağı inmeyi tercih ediyor. Yol macerasını gözünüzde büyütmezseniz, vardığınızda karşılaşacağınız manzara ve deniz kesinlikle yol zahmetine değecek. Büyükova’nın geniş kumsalında akşamüzeri güneşin batışını izlemek, etrafınızda sadece birkaç kampçı ateşinin ışığı varken yıldızları seyretmek gibi bonuslar da burada sizi bekliyor. Eğer kamp yapmayı seviyorsanız çadırınızı kurmak için Paflima iyi bir seçenek olabilir; gece dalga sesleriyle uyuyup sabah kuş sesleriyle uyanabilirsiniz. Kısacası, Paflima (Büyükova) Koyu, Kapıdağ’ın en bakir ve güzel plaj deneyimini yaşatan noktalardan biri olarak mutlaka rotanızda olmalı.
9. Manastır Koyu

Adı çok duyulmamış olsa da görenlerin hayran kaldığı, son dönemlerde ünü kulaktan kulağa yayılan bir başka cennet köşe de Manastır Koyu. Yarımadanın güneybatı kıyısında, Turanlar Köyü’nü geçip Ormanlı’ya doğru ilerlerken karşınıza çıkan bu saklı koy, Marmara Denizi’nde olduğunuza inanmakta güçlük çekeceğiniz kadar güzel bir denize sahip. Yemyeşil ormanların arasında, uçurumların dibinde birden bire karşınıza billur gibi turkuaz bir deniz çıkıveriyor. İlk görüşte insanı büyüleyen Manastır Koyu, adını yakınlardaki eski bir manastır kalıntısından alıyor (bahsettiğimiz Kirazlı Manastırı bölgeye kuş uçuşu çok uzak olmasa da aslında farklı vadide kalıyor). Koyun tenha yapısı ve çevresinde yapılaşma olmaması, deniz suyunun her zaman tertemiz kalmasını sağlamış. Rüzgar ister karadan essin ister denizden, diğer koylarda görülen yosun birikintileri veya medüz (denizanası) istilaları burada yaşanmıyor. Bu özelliğiyle bölgedeki en berrak ve temiz koylardan biri olarak biliniyor.
Manastır Koyu’nun küçük bir kumsalı ve kıyısında çakıl-karışık kum bir plajı var. Denizi ilk birkaç adım sığ olsa da çok kısa sürede derinleşiyor; birkaç metre sonra boyu aşan derinlik başlıyor. Bu nedenle yüzme bilmeyenler ve çocuklar için dikkatli olunması gereken bir yer. Genellikle insanlar kıyıya yakın yüzüp vakit geçiriyor, açıkta yüzen pek kimseyi görmüyorsunuz. Bu koy, doğasever kampçıların da gözdesi haline gelmiş durumda. Özellikle hafta içi günlerde ve sezondışı dönemlerde çadırınızı kurup burada kalabilir, gece eşsiz bir yıldız manzarası altında doğayla baş başa olabilirsiniz. Ancak resmi bir kamp işletmesi veya tesis olmadığını belirtelim; tamamen kendi donanımınızla, sorumluluk alarak kamp yapabileceğiniz bir yer.
Son yıllarda Manastır Koyu’nun popülerliği arttığından, hafta sonları ve bayram tatili gibi dönemlerde gündüz saatlerinde kalabalıklaşabiliyor. Hatta yerel halk hafta sonları iğne atsan yere düşmez deyimini kullanıyor; günübirlik gelenler arabalarını tepelere park edip sahile iniyor ve küçük plaj dolup taşıyor. Eğer sakinliğin tadına varmak istiyorsanız, hafta içi ya da hafta sonu çok erken saatleri tercih edin. Sabahın ilk ışıklarında güneş kayalıklardan denize vururken burada yüzmek gerçekten benzersiz bir deneyim. Koyda temel ihtiyaçlar için küçük bir tesis de mevcut: Manastır Beach adında bir aile işletmesi yazın burada hizmet veriyor. Bu küçük kafeteryadan hamburger, tost gibi atıştırmalık bir şeyler alabilir; aynı zamanda şezlong ve şemsiye kiralayabilirsiniz. Yine de piknik masanızı, sandalyenizi getirip ağaç gölgelerine veya uygun bir köşeye yerleşmek de güzel bir alternatif. Manastır Beach dışında çevrede başka bir işletme yok, dolayısıyla çöp toplama servisi vs. bulunmuyor. Lütfen çevreyi temiz tutmaya özen gösterin ve giderken çöplerinizi geri götürün.
Manastır Koyu’na ulaşım için Turanlar Köyü’nü geçtikten sonra Ormanlı yoluna devam edin; yokuş yukarı tırmandıktan sonra tepe noktadan inişe geçerken denizi göreceksiniz. O noktada aracınızı kenara çekip manzarayı mutlaka izleyin, fotoğraf çekin. Ardından stabilize yoldan koya doğru inmeyi sürdürün. Yol biraz bozuk olsa da dikkatli sürerseniz aracınızla aşağıya kadar inebilirsiniz. Aşağı indiğinizde düz bir alanda park edip kısa bir patikayla plaja ulaşılıyor. Not: Koyda herhangi bir otopark alanı olmadığından, uygun bulduğunuz bir yere arabanızı bırakmanız gerekecek. Özellikle kalabalık günlerde gelişigüzel park eden araçlar yolu kısmen kapatabiliyor, bu yüzden diğer araçlara mani olmayacak şekilde park etmeye dikkat edin. Eşyalarınızı da yanınıza alıp “bütün gün burada kalacakmış gibi” hazırlıklı gelin, çünkü su o kadar güzel ki ayrılmak istemeyebilirsiniz!
10. Ormanlı Şelalesi

Kapıdağ Yarımadası sadece deniz ve tarihten ibaret değil; aynı zamanda serin ormanlar ve şelaleler de barındırıyor. Bunların en bilineni, Ormanlı Şelalesi. Ormanlı Köyü sınırları içinde yer alan bu küçük şelale, sıcak bir yaz gününde ferahlık arayanlar için ideal bir durak. Şelalenin boyu çok yüksek olmamakla birlikte (yaklaşık birkaç metre), yemyeşil bir doğanın ortasında buz gibi suyuyla insana kucak açıyor. Kuş sesleri eşliğinde ormanın içinde yürüyerek ulaştığınız bu noktada, suyun kayalıklardan dökülerek oluşturduğu minik gölcükte ayaklarınızı serinletebilir ya da isterseniz kısa bir suya girip serinleyebilirsiniz.
Ormanlı Şelalesi’ne ulaşım oldukça kolay sayılır. Köy merkezine kadar aracınızla geldikten sonra, şelaleyi gösteren küçük tabelaları takip ederek toprak bir yola sapıyorsunuz. Bu yolun sonunda aracınızı bırakabileceğiniz bir alan mevcut. Bundan sonra yaklaşık 500 metre kadar hafif eğimli bir patikadan yürümeniz gerekiyor. Patika, çalılar ve ağaçlarla çevrili olduğundan yazın öğle sıcağında bile oldukça gölgelik ve rahat bir yürüyüş sunuyor. Spor ayakkabı veya sandalet gibi bir ayakkabı giymeniz yeterli, öyle zorlu bir trekking parkuru değil; çocuklar da kolaylıkla yürüyebilir. Patikada ilerlerken önce su sesini duymaya başlıyorsunuz, sonra birden ağaçların arasından şelale beliriveriyor.
Şelalenin suyu özellikle ilkbahar ve erken yaz aylarında daha gür akıyor; kurak yaz sonlarında biraz azalabiliyor. Yine de kayanın üzerinden akan serin su, küçük bir perde oluşturup aşağıda minik bir havuza dökülüyor. Bu doğal havuzcukta isterseniz ayaklarınızı suya sokarak serinleyebilirsiniz – suyun sıcaklığı ciddi anlamda soğuk, yaz sıcağında ilaç gibi geliyor! Etrafı kayalık olduğundan çok kalabalık olmadığı zamanlarda kayalar üzerinde oturup şelalenin manzarasını izlemek mümkün. Burada gölgede piknik yapabileceğiniz alanlar da var; hatta bazı aileler yanlarında getirdikleri yiyeceklerle burada piknik keyfi yapıyor. Ancak açık ateş yakmak yasak ve tehlikeli, orman yangını riskine karşı kesinlikle ateş yakmayın.
Ormanlı Şelalesi etrafında herhangi bir tesis olmadığı için ihtiyaçlarınızı köyden karşılayıp gelmeniz iyi olur. Ayrıca yürüyüş yolunda ve şelale çevresinde çöpler için bir altyapı yok; lütfen piknik yaptıysanız atıklarınızı toplayıp geri götürün. Doğanın bu bakir köşesini temiz tutmak hepimizin sorumluluğu. Ormanlı Şelalesi, Kapıdağ turunuza küçük bir macera ve serinlik molası katmak için birebir. Denizde yüzmekten bunaldığınız bir gün, öğleden sonra sıcağında buraya gelip ağaçların altında serinledikten sonra tekrar sahile dönmek enerjinizi tazeleyecektir. Üstelik çocuklar için de eğlenceli bir keşif: Küçük bir “orman gezisi” havasında şelaleye yürüyüp, suyla oynamak unutulmaz bir anı olacaktır.
11. Ballıpınar Köyü ve Koyları

Kapıdağ Yarımadası’nın en uç noktalarından birine doğru yol aldığınızda, kalabalıktan ve medeniyetten iyice uzaklaştığınızı hissedeceksiniz. İşte bu hissi en güçlü yaşayabileceğiniz yerlerden biri Ballıpınar Köyü ve çevresindeki koylar. Ballıpınar, yarımadanın kuzeydoğu ucunda, Erdek merkezine epey uzak bir konumda yer alıyor. Belki de bu sayede Kapıdağ’ın en bakir kalmış köşelerinden biri olmayı başarmış. Köy, tarihî olarak Rumların yaşadığı “Langada” isimli bir yerleşimmiş; mübadeleden sonra buraya Selanik ve Kavala civarından gelen Pomak kökenli aileler yerleşmiş. Günümüzde Ballıpınar deyince akla ilk gelen şey ise kırmızı soğan tarlaları oluyor! Evet, yanlış duymadınız; Ballıpınar, Türkiye’nin kırmızı soğan üretim merkezlerinden biri olarak bilinir ve “soğan ambarı” lakabını taşır. İlkbaharda ekilen soğanlar Haziran sonu itibarıyla hasat edilir. Temmuz ortasında köye yolunuz düşerse, tarlalardan toplanan mor soğanların kök saplarının yöre kadınları tarafından örülerek demetler haline getirildiğini görebilirsiniz. Plastik ip kullanmak yerine geleneksel yöntemlerle sapları birbirine dolayarak yapılan bu soğan örgüleri, köyün kültürel bir görüntüsü olarak ilginizi çekebilir.
Ballıpınar ve çevresine gelmek, gerçekten de zamanda yolculuk yapmak gibi. Yol boyunca sık çam ormanları, patika haline dönüşen toprak yollar, arada bir karşınıza çıkan keçi sürüleri ve mis gibi kekik kokan tepeler eşlik ediyor. Yarımadanın en uzak köşesi olduğu için buralar diğer yerlere göre daha tenha ve doğa daha el değmemiş halde. Özellikle yazın yoğun sezonda bile Ballıpınar kıyıları, örneğin Ocaklar veya Turanlar’a kıyasla çok daha sakin oluyor. Köyün sahile yakın noktasında ufak bir plaj ve koy var, burası köy halkının da denize girdiği yer. Hatta yazları açık olan basit bir pansiyon ve yanındaki Ballıpınar Beach & Cafe adlı işletme, gelen misafirlere konaklama ve yemek imkanı sağlıyor. Yani isterseniz bu sessiz köyde kalıp tamamen huzur odaklı bir tatil de yapabilirsiniz. Plajında şezlonglar, birkaç masa atılmış, denizi oldukça temiz ve sakin. Burada yüzüp güneşlendikten sonra köyde taze demlenmiş çayınızı yudumlamak, kalabalık tatil beldelerinden o kadar farklı ki…
Ballıpınar çevresinde gezilecek doğal güzellikler de mevcut. Bunlardan biri Kılıç Koyu, bir diğer adıyla Palata Çeşme Koyu olarak da anılıyor. Kılıç Koyu, Ballıpınar’dan Ormanlı yönüne doğru giderken karşınıza çıkan, Kapıdağ’ın en güzel denizine sahip koylardan biri olarak nam salmış durumda. Berrak, turkuaz renkli ve sığ bir denizi var. Denizin sığ olması yüzme bilmeyenler için avantaj sağlıyor, çocuklar güvenle oynayabiliyor. Fakat maalesef Kılıç Koyu da son yıllarda artan ziyaretçi sayısı yüzünden çöp sorunu yaşayan yerlerden. Çevrede tesis olmayışı ve kontrolsüz kampçılık, bazen istenmeyen manzaralara yol açabiliyor. Eğer uğrarsanız, lütfen siz de doğaya saygı gösterin ve gördüğünüz çöpleri toplayıp minik de olsa bir katkı yapın. Doğal güzelliği gerçekten harika, yazın pırıl pırıl denizinde yüzmek büyük keyif veriyor. Koy çevresinde ne duş, ne tuvalet gibi bir imkan bulunmuyor; tamamen bakir. Bu yönüyle aslında hâlâ temiz kalabilmiş olmasına sevinmeli ve korumalıyız.
Ballıpınar denince son bir önemli noktadan daha bahsedelim: Ballıpınar Şelalesi, diğer adıyla Kapıdağ Şelalesi. Kapıdağ Yarımadası’nda haritalarda Ormanlı Şelalesi adıyla görünen ikinci bir şelale daha var ve o da Ballıpınar sınırlarında. Bu yüzden ilk bakışta sanki iki tane Ormanlı Şelalesi varmış gibi bir karışıklık oluşuyor. Ballıpınar Şelalesi, Ballıpınar Deresi üzerinde, yaklaşık 4-5 metre yüksekten akan küçük bir şelale. Çok gösterişli ya da büyük olmamakla birlikte, oluşturduğu doğal su birikintisiyle serin bir yüzme noktası sunabiliyor. Fakat yeri biraz gizli ve herhangi bir tabela yok. Ballıpınar Köyü’nden bilen birine sorarak veya navigasyondan takip ederek patika bir yola girip dere kenarına inmeniz gerekiyor. Derenin yanında eski bir çeşme var; o çeşmeyi gördüğünüzde patika hemen yanından aşağı doğru devam ediyor ve kısa bir inişle şelaleye ulaşılıyor. Şelale, ağaçlar ve kayalarla çevrili loş bir ortamda bulunduğundan çok hoş bir doğa kaçamağı noktası aslında. Fakat ıssız olduğu ve rotası belirgin olmadığı için, tek başınıza değilseniz ve keşif ruhunuz varsa gitmenizi öneririz. Aksi takdirde Ormanlı Şelalesi zaten kolaylıkla görülebiliyor, bir tane şelale gördüm yeter diyebilirsiniz.
Genel olarak Ballıpınar tarafı, Kapıdağ’ın kalabalıklardan uzak, kendine has havasını soluyabileceğiniz bir bölge. Buraya ister aracınızla keşif turu atmak için uğrayın, ister birkaç gününüzü geçirip kafa dinleyin, pişman olmayacaksınız. Köy kahvesinde oturup sohbet etmeyi, dalından yeni kopmuş taptaze incirlerin tadına bakmayı ihmal etmeyin. Eğer temmuz ayındaysanız ve şanslıysanız, belki köylülerin misafirperverliği sayesinde o meşhur kırmızı soğanlardan bir demet bile hediye alabilirsiniz! Ballıpınar’da zamanın yavaş aktığını, güneşin daha tatlı battığını hissedeceksiniz.
12. Tatlısu Köyü

Kapıdağ Yarımadası turumuzun son durağı, yarımadanın Bandırma ilçesine bağlı tek yerleşimi olan Tatlısu Köyü. Yarımadadaki diğer köylerin çoğu idari olarak Erdek’e bağlıyken, Tatlısu coğrafi olarak Bandırma tarafında kaldığı için Bandırma’ya bağlı küçük bir beldedir. Bu durumun bir avantajı olarak, Bandırma’ya yakınlığı sayesinde yıllar içinde daha fazla gelişme imkanı bulmuş ve birçok yönden diğer köylere göre modern bir görünüme kavuşmuştur. Tatlısu’ya vardığınızda sizi düzenli sokaklar, sahilde yürüyüş alanı, çocuk parkı gibi altyapılar karşılayacak. Köy merkezinde market, manav, fırın, eczane gibi günlük ihtiyaç noktaları mevcut, hatta küçük kafeler ve balık lokantaları bile bulabilirsiniz. Eğer aracınızın yakıtı azaldıysa yarımadada benzin alabileceğiniz tek yer de burada; bir akaryakıt istasyonu Tatlısu girişinde bulunuyor.
Tatlısu’nun sahilleri, adının hakkını verircesine tatlı bir su gibi sakin ve temiz. Kapıdağ’ın diğer taraflarına göre burada plajlar daha özenli temizleniyor ve düzenleniyor. İlçe belediyesinin işlettiği bir halk plajı ve sosyal tesis var, burada şezlong-şemsiye kiralayabilir, uygun fiyata yiyip içebilirsiniz. Denizi yine sığ sayılır ve kumluk, çocuklu aileler için güvenli. Sahil boyunca uzanan Liman Koyu özellikle görülmeye değer. Buranın bir ucunda küçük teknelerin barındığı doğal bir limancık, diğer ucunda ise genişçe bir plaj bulunuyor. Çevresi çam ve zeytin ağaçlarıyla çevrili olduğundan doğayla iç içe deniz keyfi sunuyor. Bazı yerlerde ağaç gölgeleri kumsala kadar ulaştığı için, sıcak günlerde gölge bir nokta bulup yerleşmek mümkün olabiliyor.
Konaklama konusunda Tatlısu’da pansiyon ve yazlık siteler mevcut, ayrıca mütevazı bir aile işletmesi olan Mete Otel son dönemde ziyaretçilerin övgüsünü kazanmış. Mete Otel, Liman Koyu’nun hemen yanında, kendine ait yeşillikler içindeki bahçesi ve mini plajıyla huzurlu bir ortam sunuyor. Burada konaklayanların yorumlarına göre, sabahları kuş sesleri ve deniz esintisiyle uyanmak harika bir deneyimmiş. Tatlısu genel olarak kalabalıktan uzak, sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin tercihi oluyor. Hafta sonları Bandırma’dan gelen günübirlikçiler oluyor ama köyün kapasitesi bu durumu kaldıracak düzeyde; bir Ocaklar kadar izdiham olmuyor diyebiliriz.
Tatlısu’ya kadar gelmişken yapabileceğiniz bir diğer aktivite de, yarımadanın bu ucundan gün doğumunu izlemek olabilir. Evet, yanlış duymadınız: Kapıdağ’ın doğu tarafında yer aldığı için, sabahın erken saatlerinde güneş Bandırma yönünden denizin üzerinden doğarken Tatlısu sahilinde enfes bir manzara oluşuyor. Çoğu kişi Kapıdağ’da gün batımı seyrine odaklanırken, sabahın sessizliğinde günün doğuşunu izlemek bambaşka bir huzur veriyor. Sahilde yürüyüş yapan birkaç balıkçı ve martılar dışında kimselerin olmadığı o anları kaçırmayın deriz. Ayrıca Tatlısu civarında taze balık bulmak da mümkün; limandaki küçük teknelerden veya balıkçılardan o gün tutulmuş balıkları satın alabilirsiniz.
Son olarak, eğer zamanınız varsa ve dönüş yolunuz Bandırma üzerinden olacaksa, Tatlısu’dan Bandırma’ya giderken köy pazarına uğramaya çalışın. Haftanın belirli günleri kurulan Tatlısu pazarında, yerel üreticilerden zeytin, zeytinyağı, ev yapımı reçel, köy ekmeği gibi ürünler bulabilirsiniz. Kapıdağ Yarımadası’nın zeytinleri meşhurdur; hatta bilenler buradan tenekeyle soğuk sıkım zeytinyağı alıp götürüyor, çünkü kalite olarak Ayvalık’ı aratmadığı gibi fiyatı daha uygun oluyor. Böylece seyahatinizden evinize küçük bir lezzet hatırası götürebilirsiniz.
Tatlısu Köyü ile birlikte Kapıdağ Yarımadası’ndaki keşif rotamızın sonuna geliyoruz. Bu sessiz sahil köyü, yarımadanın ne denli çeşitli ve her zevke hitap eden güzelliklere sahip olduğunun bir kanıtı adeta.
Kapıdağ’da Unutulmaz Bir Yolculuğa Hazır Mısınız?
Kapıdağ Yarımadası, taşıdığı onca güzellikle ziyaretçilerine dopdolu bir gezi deneyimi sunuyor. İstanbul, Bursa gibi metropollere yakınlığı sayesinde hafta sonu kaçamağı için mükemmel bir rota olan Kapıdağ’da, antik şehirlerin izini sürebilir, bakir koylarda denize girebilir, yemyeşil ormanlarda yürüyebilir ve şirin köy yaşamını deneyimleyebilirsiniz. Bir yanda Kyzikos’un binlerce yıllık tarihi, diğer yanda Paflima’nın sakin denizi; bir yanda Erdek’in nostaljik sahili, diğer yanda Ballıpınar’ın köy kahvesindeki samimiyet… Marmara’nın bu saklı cennetinde herkes için bir şeyler var.
Bu rehberde sıraladığımız Kapıdağ Yarımadası gezilecek yerler listesini kendi ilgi alanlarınıza göre şekillendirebilir, rotanızı uzatıp kısaltabilirsiniz. İster tüm yarımadayı dolaşacağınız kapsamlı bir tur yapın, ister sadece Ocaklar’da deniz tatiliyle yetinin, Kapıdağ’ın huzur veren atmosferi size iyi gelecektir. Unutmamanız gereken en önemli nokta ise doğaya ve yerlilere saygı göstermek: Yolları dar ve dolambaçlı bu yarımadada trafik kurallarına uyalım, köy içlerinde yavaş gidelim; gittiğimiz koylarda, piknik alanlarında çöp bırakmayalım; tarihi yerlere zarar vermeden gezelim. Böylece Kapıdağ’ı gelecekte de aynı güzelliğiyle yaşatabiliriz.
Şimdi sıra sizde: Bu rehberdeki ipuçlarını da kullanarak kendi Kapıdağ maceranızı planlayın! İster sırt çantanızı alıp kamp yapmaya gelin, ister ailenizle rahat bir yaz tatili geçirin, Kapıdağ Yarımadası sizlere unutulmaz anılar hediye edecek. Haydi, Kapıdağ’ın çağrısına kulak verin ve Marmara’nın bu benzersiz köşesini keşfetmeye çıkın. Gezi sonrası deneyimlerinizi, keşfettiğiniz yeni yerleri ve fotoğraflarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın. Şimdiden iyi yolculuklar ve keyifli keşifler!